Melek Ay

Güllerin İlkbahar gösterisi

Anavatanı Anadolu. Kokulu güller arasında en değerli türlerden biri olan Rosa Damascena dünyada sadece Isparta yöresi ve Bulgaristan’ın Kazanluk bölgesinde yetişiyor. Sadece bir ay açıyor. O yüzden bu harika deneyimi yaşamak isterseniz, mayıs ayı ortalarından haziran ortasına kadar sadece bir ay açan Rosa Damascena için Isparta bölgesini mutlaka görülecek yerler listenize eklemelisiniz. Rosa Damascena çok nadir bir gül türü. Özel bir toprak, özel bir iklim istiyor. Bu nadide gül yumuşacık,katmerli, pembe yapraklı ve kokusu müthiş olmakla birlikte, dünya koku ve güzellik endüstrisinin çok değer verdiği bir bitkidir. Gerçek bir gül suyu veya eşsiz gül yağını sakın piyasada bulunan sentetik olarak üretilip satışa sunulan ürünlerle karıştırmayın.

Bir ay boyunca her sabah çalılar ayrı ayrı tomurcuklardan gül açıyor. Toplanan güller, ilk 6 saat içinde uçucu yağlarını kaybetmeden bitmiş ürün haline getirilmek zorunda. Gül toplamaya sabah 05.00’te başlanılıyor. Üstlerine daha güneş ışığı vurup değeri olan uçucu yağlar azalmadan toplamaya başlanır. En makbul yağ, üzerinde çiğ olan gülün yağıdır.

Çiçekler arasında en yüksek enerji 384 megahertz frekans ile güle aittir. Gül kokusunun hafızayı arttırdığı ve beyni daha iyi çalıştırdığı bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır.

Aromaterapide gül çok özel bir yere sahip. Gül yağının içerisinde 85 farklı maddeden biri olan feniletenol rahatlatıcı, uyku verici etkisi ile depresyon tedavisinde kullanılıyor. Ayrıca kalp enerjisini uyarıyor, kalp çakrasını açıyor.

Gül eski kadim Anadolu sağlık biliminde tedavide yoğun kullanılmıştır. Ateş düşürmede, boğaz ağrılarında, ağız içi yaralarda, göz hastalıklarında, mide rahatsızlıklarında, karaciğer rahatsızlıklarında ve cilt rahatsızlıklarında suyundan, yağından ya da macunundan sargılarla uygulamalar yapılmıştır. Gül macununun midedeki salyayı azaltarak, bağırsakları temizlediği biliniyor. Yine cildi temizlemede, sıkılaştırmada, nemlendirmede, canlandırmada tonik olarak gül suyundan faydalanılmıştır.

Gülün şifasından her türlü faydayı nasıl sağlayacağını düşünen, ilk distilasyon sistemini çizen ve uygulamaya alan kişide İbn-i Sina’dır.

Her şeyde olduğu gibi modern tıp, ben bunun etken maddelerini bulup, sentetik olarak yapar sonrada ucuza satırım dedi. Nitekim insan bedeni bunları toksin olarak biriktiriyor. Arz ve talep doğru oluşturunca tekrar gül Isparta bölgesinden bir güneş gibi parlamaya başladı. Gelecek turizmde projeleri kapsamında Isparta bölgesi hem gül hemde lavanta üretimi ve satışı ile güçlü bir turizm potansiyeli ve evrensel endüstriyi topraklarında barındırıyor. Isparta dünya talebinin %60’ını karşılıyor. Müthiş değil mi?

Çiftçiler sezon başında anlaştıkları firmalara güllerini getiriyor ve fabrikaların toplama alanına bırakılıyor. Burada tartılıp, kayıt altına alınıyor. Sonrasında distilasyon işlemlerine başlanıyor.

Biz geçen sene Eglantine firmasının bir gününe misafir olduk. Hem fabrika sorumlusu Özgür Özer  hem de firmanın Belçika vatandaşı aromaterapisti tarafından harika bir ev sahipliği ile ağırlandık. Çok güzel bilgiler ve deneyimler yaşadık. Mutlaka ölmeden önce yapılacaklar listenize eklemelisiniz.

 Mesela 80 dönüm araziden toplanan 40 ton gülden uzun süren distilasyon sürecinden sonra 10 kg. gül yağı elde edilebiliyor ve bu 10 kg. yağın geçen sene piyasa fiyatı 120.000 Euro idi.

Gidin, görün,keşfedin, dokunun ve kokusunu içinize çekin. Şifa, güzellik ve sevgi kaynağı gül.

Kombucha

Kombu çayını ilk olarak 3 sene önce yabancı uyruklu bir arkadaşım bana anlatmıştı. Evde kolaylıkla yapılabilecek olan bu harika içeceği hazırlamak için ilk olarak bir adet kombu mantarına ihtiyacınız olacaktır. Ben bu mantarı çoğaltıp pazarlayan bir kişiden ücret karşılığı temin ettim.

Kombu mantarının diğer bir adı da SCOBY (symbiotic culture of bacteria and yeast) yani simbiyotik bakteri ve maya kültürü’dür.

Kombu çayını aşağıda tarihi, faydaları, kullanmaması gereken kişiler ve yapılışında dikkat edilecek noktalar ve yapılış şeklinde ele alalım.

Baştan söyleyeyim uzun bir yazı oldu, umarım keyif alırsınız.

Kombu Çayının Tarihi

1.Kombu’nun kayıtlara geçmiş ilk kullanımı, M.Ö. 221’de Çin İmparatoru Tsin Han’ın tedavi edilmesiyle başlamış ve ünlenmiştir. M.S. 414’te Koreli doktor Kombu, Japon İmparatoru İnkyo’yu tedavi etmek için bu çayı Japonya’ya getirtmiştir. Mantar çayının kullanımı; Rusya ve Avrupa’ya oradan da Amerika Kıtasına yayılmıştır. Koreli doktor Kombu’nun adı çaya konmuş ve Doktor Kombu’nun çayı anlamında KOMBUCHA adı verilmiştir.

2. Dünya Savaşından  sonra(1941-1945) Sovyetler Birliği’ndeki kanser vakaları yıldan yıla artış göstermişti. 1951’lerin başında, Rus Bilim Akademisi ve Moskova’daki Onkolojiksel Araştırma Enstitüsü farklı şehir ve bölgelerde kanser araştırmaları yapmaya, titiz bir ölçüm ve istatiksel verileri analiz yapmaya karar verdiler. Böyle yaparak bölgelerdeki popülasyonların tabiat ve çevresel şartları ile kanser vakalarının detaylarına daha yakından bakma şansları oldu. Bu yola bir nevi krimonolojiksel çalışma diyebiliriz. Bu çalışmalar patogenez bölgelerde yeni keşiflere ulaşmak ve eğer mümkünse kanser için tedavi etkilerinin bulunması açısından büyük umuttu. Ural Dağlarındaki Kama Nehrinin üzerinde yer alan Perm Bölgesinin, Ssolikamsk ve Beresniki bölgelerinde farklı bir durum göze çarpıyordu. Bu bölgelerde neredeyse hiç kanser vakası yoktu. Olanlar ise sadece o bölgeden çıkıp geri  gelen insanlardı. Bu bölgedeki çevresel şartlar, eski endüstriyel bölgelerdeki şartlardan daha iyi değildi. Bölge inceleme altına alınır. Yıllar önce rus çarının bu içeceği Çin’den getirtip içiminin halk arasında yaygınlaştığını öğrendiler. O zamanlar bölgede ‘Tea Kvass’olarak yerel halk tarafından adlandırılan bu içecek Moskova Bakteri Araştırma Enstitüsü araştırmaları sonucunda Kombucha olarak bilinen içecek olduğu anlaşıldı. Fakat Moskova Bakteri Araştırma Enstitüsü kombucha hakkında daha fazlasını bilmiyordu. Esas olarak Alman W.Henneberg tarafından yazılan Handbuch Dergarungsbakteriologie adlı kitabına niyet ederek çalıştılar. Fakat bu kitaptada kombuchanın biokimyasal fonksiyonları hakında detaylı bilgi yoktu. Merkez Biyoloji ve Biyokimyasal Enstitüsüne başvuruldu ve çalışmalar böylece devam etti. Daha sonra kombucha’yı hapishane hastanelerinde ve işçi kamplarında kanser olan mahkumlara içirdiler. Bu deneyler hiçbir şekilde kimseye zarar vermedi ve hatta hastalar iyi oldular.

Bilim adamlarının çalışmaları tamamlandıktan sonra, başta Almanya, ABD, Japonya ve Rusya olmak üzere bir çok ülkede Kombucha endüstriyel olarak üretilip tüketiciye sunulan bir gıda olarak dünya pazarlarındaki yerini almıştır.

Rosina Fasching’in ‘’Fungus çayı Kombuchan’nın Doğal İlaç Olarak Kanser ve Diğer Hastalıklara Etkisi’’ isimli kitabında; Amcası, M.D.Rudolf Skelenar ile gerçekleştirdikleri klinik çalışmalarında, günlük terapi olarak birçok hastaya kombucha içirdiklerini ve iyileştirdiklerini yazmaktadır Kitabın bir bölümünde; ‘’ Şunu söyleyebilirimki, kısa sürede fark edilen bir iyileşme yaratmadığı hiç bir hastalık görmedim. Kanser vakalarının üç aylık kullanımdan sonra iyileştiğini izledim.’’ demektedir.

1987 yılında Dr.Veronica Carstens, Almanya Başbakanının eşi ‘’Doğadan Yardım Kansere Karşı Şifa Yolları ‘’ isimli bir tez yazmıştır. Tezinde kombucha mantar çayını kansere karşı tavsiye etmiştir.

Eski A.B.D. Başkanlarından Ronald Reagan kanser tedavisi gördü. Kemoterapi sonrası metastasın oluşmasına takiben A.B.D.’li hekimler Başkan Reagan’a; Ünlü Rus yazar Aleksander Soljenitsin’in ‘’Kanser Bölgesi’’ kitabını referans göstererek kombucha hakkında bilgi verdiler ve aydınlattılar. A.B.D.’ye iltica eden bu ünlü Rus yazar Solijenitsin, Sovyet işçi kampında kanser tedavisi görmüştü. Başkan Reagan’ın danışmanları kitaptaki referansları izlediler ve kendisinin kanseri yenmesini sağlayan kombucha kültürünü elde ettiler. Reagan’a günde 1 litre içirdiler ve kanseri iyileşti.

Kombu Çayı Faydaları

Vücutta detoks etkisi yapar. Genel sağlığa ciddi anlamda katkıda bulunur. Tabii bütünsel sağlık kavramında hiçbir zaman tek bir yiyecek veya içeceğin mucize etkisi diye bir kavram yoktur. Bütünsel sağlık kural ve kavramlarını içeren bir yaşam tarzı içerisinde birbirini etkileyen ve faydalarını gösteren yiyecek ve içecekler vardır. Yani günde bir paket sigara içiyorken, sürekli stress altında beta dalgasında yaşayıp sempatik sinir sisteminizi aktif tutuyorken litre litre kombu çayı içmeniz bir fayda getirmez. Bu açıdan sayfamda ki tüm önerileri bütünsel sağlık farkındalığı içinde paylaştığımı ve kendimin de uyguladığını özellikle belirtmek isterim.

Önemli Not :Kombu Çayı kullanmaya başlayan bir insan, vücudunda zehirli (toksik) madde fazlaysa vücut, balgamları, zehirli ve ölü hücreleri atarken için için, bir rahatsızlık hisseder. Bu şeyler vücudu terk ederken ve detoksifikasyon (zehirden temizleme) başlarken kişi, bağırsaklarının yumuşadığını, nefesinin kötü koktuğunu ve midesinin hafiften bulandığını hissetmektedir.

  • Kanı temizler.
  • Metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlar.
  • Bağırsak florasını güçlendirir. Koruyucu bakterilerle sağlıklı bağırsak ve kolon oluşturur.
  • Vücutta sağlıklı bir pH dengesi sağlar.
  •  Vücuttaki atık madde ve zehirli maddelerin suda çözülebilir hale gelerek atılmasını sağlar
  • Kalp ritmini düzenler.
  • Sinir sistemini uyarıcı etkisi vardır.
  • Hipertansiyonu düşürür.
  • Astım tedavisinde kullanılabilir.
  • Kan şekerini kontrol altına alır.
  • Kanseri engelleyerek tedavi sürecine katkıda bulunur.
  • Böbreklerin daha fonksiyonel çalışmasını sağlar.
  • Damar sertliği önler.
  • Menopoz döneminde oluşan şikayetleri giderir.
  • Gut hastalığına karşı iyi gelir.
  • Bronşit, öksürük ve balgam söktürücü etkisi vardır.
  • Bademcikler için alternatif tedavi olarak kullanılabilir. Hazırlanan çay gargara suyu olarak kullanıldığında boğaz ağrısına karşı iyi gelir.
  • Mikrop nedeni ile oluşan ishali iyileştirir.
  • Uykusuzluğa karşı iyi gelir.
  • Adale ağrılarını hafifletir.
  • Cinsel gücü arttır.
  • Candida gibi  mantarlara karşı iyi gelir.
  • Göz sağlığı için faydalıdır.
  • Saçların daha sağlıklı olmasını ve çabuk uzamasını sağlar.
  • Baş ağrılarına karşı faydalıdır.
  • Ciltte oluşan yaraların iyileşme sürecini kısaltır.
  • Susuzluğu giderir.
  • Egzersiz ve spor aktivitelerinde performansı arttırır.
  • Kilo vermeye yardımcı olur.
  • Çil, leke ve kırışıklık gibi cilt problemlerine karşı iyi gelir. ( Evet bir miktar mayayı püre haline getirip hindistan cevizi yağı ile karıştırıp cilt kremi veya maskesi olarak kullanabilirsiniz)
  • Deriye spreyle ya da sürülerek haricen uygulandığında antibakteriyel koruyucu tabaka oluşturur

Kombu Çayını Kullanmaması Gereken Kişiler

Hamileler, emziren annelere ve 1 yaşın altında ki çocuklara önerilmez.

Kombu Çayı Yapılışında Dikkat Edilecek Noktalar

Kombu çayı yapımı karmaşık görünse de aslında çok basit, sadece bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Bir kez öğrendikten sonra yapımı da çok kolay .Kombu mantarınız ile birlikte başlangıç çayınız elinize geçince hemen kombu çayınızı kurun.  Bu başlangıç çayını ilk mayalamada kullanacaksınız o yüzden sakın atmayın.

  • Kullanılacak malzeme: Sadece cam veya porselen kavanoz kullanılır. Plastik,metal,alüminyum,çelik vb.kaplar kullanılmamalıdır. Deterjan vb. gibi maddeler mantarda ki yararlı bakterileri öldüreceği için kullanılacak kaplar deterjan veya sabun yerine sadece suyla yıkanıp kaynar suyla dezenfekte edilirse çok daha iyi olur. Dezenfekte edilen kabı soğumaya bırakın.
  • Hijyen çok önemlidir. Mayalanma temiz bir tezgahta, temiz materyaller ile ve temiz eller ile yapılmalıdır.
  • Kullanılan su klorsuz, temiz içme suyu olmalı. Musluk suyu klorlu olduğundan uygun değil.
  • Bergamutlu,tomurcuklu vb.çay kullanmayın, sade siyah çay kullanın. Sadece yeşil çay veya yeşil + siyah çay karışımı da kullanabilirsiniz.
  • Tek seferde minumum 1 litre maksimum 4 litre arasında kombu çayı yapılabilir.
  • Her yeni demlemede, 1 su bardağı kadar önceki mayalanmış çaydan yeni çaya eklenmeli. Fermenteye yardımcı olmak, faydalı bakterilerin yeni çaya geçmesi ve asitlik derecesinin ayarlanması, küf oluşmaması için önemlidir.
  • Mantarı mümkünse elinizle tutmaktan kaçının ve kaynayan su ile dezenfekte edip soğuttuğunuz ahşap kaşık, spatula  gibi araçlarla kullanın.
  • Mantara sıcak hiçbir materyal değdirmeyin, hep steril edilmiş soğutulmuş materyaller kullanın aksi takdirde mantarınız ölür.
  • Küf oluşursa mantarı ve çayı atmanız gerekir, ancak mantarın normal mayalanma sürecinde küfe benzer (daha çok mikro baloncuk gibi) görüntüler oluşabilir, bunları küfle karıştırmayın ve mantarı atmayın. Küf çok nadir oluşur ve çayın üzerinde mavi-yeşil renkte üzeri tozlu kümecikler şeklinde görülür.

KOMBU ÇAYI YAPIMI:1 litre için

Siyah çayı normal şekilde demlikte 15 dakika demleyin. Demlikteki çayı iyice süzerek steril olmuş cam kavanoza alın ve üzerine temiz içme suyunu soğuk olarak ekleyin. Çay orta koyulukta olmalı.

Sonra 1 litre çaya yarım su bardağı (veya biraz az) olacak şekilde beyaz şeker ekleyip şekeri eritin. ( 3 litre çay için 1,5 su bardağı şeker ) Karışımın oda sıcaklığına gelmesini bekleyin.

Oda sıcaklığındaki şekerli çay karışımına önceki mayalanmış kombu çayından 1 su bardağı ekleyerek karıştırın.

Daha sonra kombu mantarını ekleyin. Mantarınızın açık olan yüzeyi üste gelmelidir. Mantarı kesinlikle sıcak çaya eklemeyin, yoksa ölür. Eklediğiniz mantar yüzeyde durabilir ancak dibe de batabilir ve bunun önemi yoktur, birkaç gün sonra kendiliğinden yüzeye çıkacaktır. Kavanozun ağzını kağıt havlu veya temiz tülbent ile kapatıp etrafına lastik geçirin. Kesinlikle kapak kapatmayın, karışımınız hava almalıdır. Bu şekilde temiz bir köşede (direkt güneş ışığı almayan ) Kombu çayınız 10-30 gün mayalanmaya bırakın.Mayalanma süresince kabı karıştırmayın. Ben yaz mevsiminde (Antalya sıcağı!) 10 gün fermentasyon için bekletiyorum. Kış mevsiminde ise 20 gün bekletiyorum.

Kavanozunuzun yüzeyinde fermentasyonun 4-5. gününde jelimsi bir görüntü oluşacaktır. Bu bebek yani yeni mayanızın da oluştuğunu göstermektedir.Yeni mantar, çayın yüzeyinde, kavanozun veya şişenizin yüzey çapı boyutunda oluşacak ve yaklaşık 2 milimetre kalınlığında olacaktır.  Mantarın alt kısmına doğru sarkan oluşumlar görülebilir. Bunlar bozulma veya küflenme değil, mantarın normal mayalanma sürecinin sonucudur.Mantarınız mayalanma süresince yüzeye doğru hareket edecektir. Mayalanma tamamlandığında yeni mantarınız ilk koyduğunuz mantarın üzerine yapışmış halde veya üzerine paralel duracak şekilde oluşmuştur.

Bir sonraki mayalamanızda bu yeni oluşan mantarı kullanın ve ilk mantarı ister ayrı bir kavanozda tekrar mayalayın, ister bir dostunuza hediye edin veya mayalanmış kombu çayı doldurduğunuz daha küçük bir kavanoz içinde yedek olarak beklemeye alın.

Mantarları ve bir sonraki mayalama için ekleyeceğiniz kombu çayını ayırdıktan sonra, kalan kombu çayını içmek üzere buz dolabında saklayın. İsterseniz süzdüğünüz kombu içeceğine elma, limon, taze zencefil gibi ilaveler yaparak 2-3 gün daha ( mayasız) fermentasyon yaparak farklı aromalar elde edebilirsiniz.

KOMBU ÇAYININ İÇİMİ:
İlk içimde, az bir miktar içerek etkisini gözlemleyin, alerjinizin olup olmadığını deneyin. Alerjiniz yoksa kullanıma günde 1 çay bardağı içerek başlayın. Sabah aç karnına içilmesi önerilmektedir. Daha sonra günde 1 su bardağına çıkabilirsiniz. İlk ay vücudunuz toksinleri atacağı ve sorunlu bölgeleri iyileştireceği için çeşitli belirtiler yaşayabilirsiniz, endişelenmeyin. Bu belirtiler çayın işe yaradığını gösterir.

KOMBU OTELİ:
1 litrelik temiz (sıcak suyla dezenfekte edilmiş ve soğutulmuş) ve kapaklı cam kavanozun içine fazla Kombu mantarlarını alın. Üzerine hazır Kombu çayını dökün ve kağıt havlu veya temiz bir bezle kapatıp lastik geçirin. Dilerseniz kombu otelinizi tıpkı yeni bir mayalama yapar gibi bir miktar hazır kombu çayı ve bir miktar oda sıcaklığındaki şekerli çay ile yapabilirsiniz. Bir süre sonra kavanozun üzerinde yeni bir kombu mantarı oluşacaktır ve bu normaldir. Bu şekilde fazla mantarları oda sıcaklığında kuru bir yerde 2 hafta kadar saklayabilirsiniz.

Bana defalarca şu soru sorulmaktadır: “Neden o kadar çok şekere ihtiyaç duyuluyor?
Besleyici solüsyon ( çay ve şeker karışımı ) , Kombucha kültürü içindeki mikro-organizmaları beslemek zorundadır. Yani çay ve şeker bizi beslemiyor. Mikro-organizmaların aktifleşmeleri için şekere ihtiyaçları vardır. Evet, içeceğin içerisinde bir miktar şeker kalıyor çok uzun süre fermente edilerek tam sirke kıvamına getirip şeker miktarınını tamamen azaltabilirsiniz. Düşük şeker ile mayalanma yapılmıyor çünkü (karbonhidrat) konsantrasyonuna sahip olan besleyici solüsyonlarda, daha az sayıda aktif maddeler salınır. Mayanın şekeri yediğini ve böyle beslendiğini söyleyebiliriz. Arzu edenler şeker yerine hindistancevizi şekeri de kullanabilirler. Ancak yedek mantarınız hep olsun ki bir bozulma durumu olur ise normal şeker ile fermenteye geçilebilinsin.

”Sağlıklı bir köylü olmak, hasta bir imparator olmaktan iyidir.” (Alman Atasözü)

Makrobiyotik

 

Makrobiyotikte bir yaşam tarzı.  Fiziksel,zihinsel ve ruhsal yaşam biçimimizi dengeleme esasına dayanır. Makrobiyotik yaşam tarzını benimseyerek yakalandığı kanseri yenebilmiş olan Candan Osma şöyle tanımlıyor:

Yin ve yang dengesinin bu sistemde ki önemini vurgularken; “Enerjinin dışarı açılması ve içeri daralması gibi, hastalıklardan, beslenmeye, yetiştirilen sebzelerden, enerji sistemimize kadar doğayla aramızdaki dengeyi kurar ve korursak herşey mümkün”

Makrobiyotikte yine yaşam felsefeniz ile ilgilidir. Olumlamalar, meditasyon, doğru beslenme teknikleri, aktiviteleriniz hepsi mükemmel şekilde işleyen zihinsel, ruhsal ve fiziksel ihtiyaçlarınıza yanıt verir.

Kısaca beslenme kısmı ve bazı uygulamalarına değinecek olur isek;

Olması gerekenler

  • Toprağında yetişen ve mevsiminde tüketilen seni sağlıklı tutar.
  • Serotonin yani mutluluk hormonunu harekete geçiren bulgur, temel gıda.
  • Kahverengi pirinç bol bol tüketiliyor.
  • Sebze çorbaları
  • Havuç ve turpgiller gibi köklü ve yuvarlak sebzeler makbul.
  • Zeytinyağı, susamyağı makbul.
  • Rende havuç+zencefil+zeytinyağı karışımı makbul
  • Tüm yeşiller ve baklagiller şart.
  • Zeytin
  • Humus
  • Tahin
  • Hakiki pekmez
  • Yemekleri acele etmeden iyi çiğneyerek yemek gerekiyor.
  • Ev turşuları
  • Sebzeler az pişirilecek
  • Balık, deniz ürünleri
  • Ilık zencefilli veya deniz tuzlu banyolar ( başta biriken enerjiyi aşağıya çeker)
  • Çıplak ayak ile dolaşmak, topraklanmak.
  • Daikon Turpu ( Japon turpu, semt pazarlarında kış mevsiminde bulabiliyorsunuz, biz bütün kış tüketiyoruz. Beyaz, uzun turp olarak tanımlayabilirim)
  • Doğal yakılar ile tedavi ( Pirinç, tup, patates yakıları)
  • Yemeklerin sıcaklığı ve soğukluğu önemli.
  • Tenceler toprak yada çelik olmalıdır.
  • Düdüklü tencere temel materyal.
  • Kış dahi olsa tüm evin camları açılıp temiz hava sirkülasyonu sağlanmalıdır.
  • Egzersiz, yürüyüş şart.
  • Duşlar ılık su ile yapılmalıdır.
  • Meditasyon ve olumlamalar şart.
  • Sarımsak

Kaçınılması gerekenler

  • Sentetik giysi giyilmemeli, ev tekstili kullanılmamalıdır.
  • Domates çiğ tüketilmemelidir.
  • Patates ve patlıcan tüketilmemelidir.
  • Sigara içilmemelidir.

Kanser türlerinde uygulamalar

Akciğer kanseri: Pişmemiş hiç bir gıda meyveler dahil yenmiyor. Havuç ve daikon turpu rendesi ve suyu tüketiliyor. Göğüse ve sırta hardal kompresi yapılıyor. Sigara yasak. Akciğer kanseri bağırsaklarla ilgili olduğu için muntazam dışkılama gerekiyor. Bir yudum zeytinyağı veya susam yağı içilmesi iyi geliyor. Yemeklerin çok iyi çiğnenmesi isteniyor.

Ağız,dil,ses telleri,boğaz ve yemek borusu kanseri: Asit içeren herşey yasak. Bölgeye özel olarak doğal pirinç lapası ve patates yakısı uygulanıyor. Pirinç lapası çorbalara karıştırılıp yedirilebiliyor. Bol bol havalandırma şart.

Mide kanseri: Alkol, buzlu, çok sıcak, çok soğuk içecek yok. Havuç ve daikon turpu suyu ve püresi şart. Doğal pirinç lapası hem yeniyor hem midenin üzerine konuluyor.

Karaciğer kanseri: Özellikle naneli yiyecekler yasak. Alkol, kahve, çay, kafein ve tein yok. Havuç, daikon suyu ve rendesi mutlaka. Doğal pirinç lapası bölgeye dışarıdan uygulanıyor ve yeniyor.

Böbrek ve mesane kanseri: Hiç tuz tüketilmiyor. Yine havuç ve daikon turpu suyu ve rendesi tüketiliyor. Doğal pirincin suyu içiliyor. Patates yakısı uygulanıyor. Ayaklar ve o bölge sıcak tutuluyor.

Pankreas kanseri: Kabuklu deniz hayvanları yasak. Havuç ve daikon suyu tüketiliyor. Patates yakısı uygulanıyor.

Cilt kanseri: Kızartma, yumurta, tavuk, peynir, çiğ gıda ve güneş yasak. Kaşıntı olan yerlere daikon turpu suyu sürülüyor. Susam yağı iyi geliyor. Tüm kozmetik ürünlerden uzak duruluyor.

Bağırsak ve rektum kanseri: Çiğ yemek yok. Taze ve kurulmuş mandalina veya portakalın kabuğundan yapılmış çay yapılarak günde iki-üç fincan içiliyor. Yeşil sebze yapası ve kompresi yeniyor ve uygulanıyor. Gaz olmaması için her türlü tedbir alınıyor. Çok iyi çiğneme yapılıyor.

Beyin kanserinde: Tereyağı ve şeker yok. Akşamları yatmadan önce zencefil veya deniz tuzlu banyo yapılıyor.Zencefilli susam yağı bağırsaklara iyi geliyor. Bu önemli çünkü beyin kanserinde kabızlık olmaması gerekiyor ki vücut fazla enerjiyi atsın. Birde zaman zaman evde ayaklar çıplak gezmek gerekiyor.

Göğüs kanserinde: Yumurta ve yumurtalı gıdalar yasak. Havuçla daikon turpu suyu ve rendesi yeniyor. Doğal pirinçle hazırlanmış yakılar, aynı zamanda ılık havluyla sırta ve göğse kompres yapılıyor. Akşamları ayaklar zencefilli ılık suya konuyor.

Dişi üreme organı kanseri: Havuç ve daikon turpu tüketiliyor. Bölgeye patates yakısı uygulanıyor. Sentetik tüm kıyafetler yasak.

Erkek üreme organı kanseri:  Havuç ve daikon turpu tüketiliyor.Rende havuca zencefil karıştırılıp tüketiliyor. Sarımsak tüketiliyor. Sentetik tüm kıyafetler yasak.

Bizler yüksek bilincin ta kendisiyiz. Hakikate kalbimizi açmamız yeter…

Ketojenik Beslenme

Ben bu yıl tanıştım bu beslenme şekli ile ve gerçekten sağlığım üzerinde ki etkisini çok sevdim.

Kesinlikle aç kalarak zayıflama sistemi değil.

Prensipte; karbonhidrat içeriğinin minumum seviyede tutulup, yeterli protein miktarına ve gereğinden fazla sağlıklı yağ tüketimine bağlı bir beslenme biçimidir. %65 kaliteli yağ, %30 kaliteli protein, % 5 yeşil ve yapraklı sebzeler, % 0 şeker ve un.

Ketozis teriminden geliyor ve vücudun gereken enerjiyi elde etmek için yağları yakma sürecine verilen isimdir.

Vücutta glukoz seviyelerini düşürerek, insülin toleransını yükseltir. Vücudun enerji kullanım sistemini revize ederek, biriken yağları yakarak enerji üretmesine olanak sağlar. Aynı zamanda ikinci beyin dediğimiz bağırsaklarımızda dost bakterileri çoğaltmayı ve güçlü bir bağışıklık sistemini desteklemeyi sağlar. Vücut bu beslenme şekli ile enerji olarak kullanmak üzere yeterli glukoz bulamadığında ve insülin seviyeleri düştüğünde devreye giriyor ve böbreklerin yağ asitlerinden üretiği ketonlar kan dolaşımı yoluyla serbest kalarak enerji olarak kullanılıyor.

Bir romatizma hastası olarak bu beslenme şeklinin eklemlerime sağladığı iyileşmeyi de eklemeden geçemeyeceğim. Bu beslenme şekli hem oğlum hemde eşim tarafından da kabul görüğü ve uyguladıkları için çok mutluyum.

Şu an işin başında olmama rağmen;

  • Tatlı ve keklerimi unsuz ve şekersiz yapıyorum.
  • Baklagilleri kontrollü tüketiyoru. Mevsiminde sebze tüketiyorum.
  • Ev yapımı kefir tüketiyorum. Ev yapımı yoğurt tüketiyorum.
  • Sebze suyumu yavaş sıkım yapan yeni aldığım bir makina ile hazırlıyorum. ( Kuvings marka ) Ve sebze sularıma zeytinyağı, zerdaçal, karabiber ekleyerek tüketiyorum. Oğlumda severek içiyor.
  • Zencefil, zerdaçal içecekleri hazırlıyorum.
  • Ekmek tüketmiyorum.
  • Avokado ve brokoli benim canlarım 🙂
  • Kemik suyu çıkarıyorum, bol kolejenli tüketiyorum.
  • Paça çorbası yapıyorum ve tüketiyorum.
  • Evde yaptığım elma sirkemiz baş tacımız.
  • Omega3 ve D vitamini takviyeleri kullanıyorum.
  • Süt içmiyorum.
  • Kvass yapımına geçeceğim ( Bunun için ayrı bir yazı hazırlayacağım )
  • Kombu çayı yapımına geçeceğim ( Bunun için ayrı bir yazı hazırlayacağım )

İşte böyle, inanın bedenimiz her hücresine kadar doğru yatırımı hak ediyor. Yaşadığımız bir çok küçük sağlık sorununun altında bile beslenmenin önemi gizlidir. Özellikle günümüzde gıda üzerinde ki kirliliği düşünün…

Doğa bize dengede ve akışta olmamızı fısıldıyor. Bir elma ağacı düşünün, eski toprak dediğimiz kişilerin yaklaşımında; bu elma ağacı meyveye durduğu zaman kendi potansiyelini hesaplar ve her bir meyvesine adil bir biçimde yeterli vitamin ve mineralleri verebilmek için ben 50 çiçeğimi elmaya dönüştürebilirim der ve diğer bütün çiçeklerini döker. Çünkü sağlıklı bir şekilde var olabilmek ve her yıl adil dağıtımlı ve faydalı meyve verebilmek için bu potansiyelini hiç aşmaz. Dengesini ve akışını korur. Ancak günümüz tarım anlayışında yeni toprak dediğimiz kişiler; hayır ben bu elma ağacından 150 elma alacağım der ve lüzumsuz kimyasalları ağaca yükleyerek onun varoluş potansiyeline darbe vurur. O ağaç o sene 150 elma verir ancak o 150 elmayı yeseniz bile 1 elmadan alabileceğiniz  almanız gereken vitamin ve minerali alamazsınız. Çünkü elma ağacının dengesi ve akışı bozulmuştur. Şu an tüm sistem maalesef bu şekilde katledilmiş durumdadır.

Oysa ki bir ağacın, bir tohumun bile potansiyeline saygı duymamız ve müdahale etmemiz gerekirken…

 

 

Ayurveda

Ayur : Yaşam,  Veda:Saf Bilgi

Günümüze ulaşmış bütünsel ve tamamlayıcı uzun,sağlıklı yaşam bilimi olan Ayurveda saf bilgi anlamına gelen ‘Veda’ nın kırk kolundan bir tanesidir.

5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu düşünülmektedir. Hindistan ve Nepal’de yaşamış olan çok gelişmiş bir uygarlıktan bize miras kaldığı söylenmektedir. Prensipleri evrensel ve ileri düzey oldukları için her zaman geçerlidir. Asya kıtası dışına taşınarak, eski Mısır ve Yunan tıbbının da temelini oluşturmuştur.

Veda bilgisi yaşamın her alanında mükemmel gelişmeyi amaçlamaktadır.

Ayurveda bilgileri zaman içerisinde düzenli yaşam alışkanlığı haline getirildikçe etkilerini gösterir.Oluşan bulguları sadece tedavi et,baskıla yönteminden uzak; hastalığa yol açan sebepleri ve faktörleri kişinin bilincine taşıyarak düzeltmeye çalışır. Kişiye kendi bedeninin farkındalığı ve daha hastalık ortaya çıkmadan bedenini sürekli sağlıklı tutabilmenin yöntemlerini öğretir. Bir yaşam öğretisi olarak tek yönlü değil, fiziksel bedeni, ruhsal yapıyı, bilinç düzeyini ve yaşam ortamını yönetme gücünü kişiye sunar.

Bu öğreti bizlere toksinsiz yaşamayı, bağışıklık sistemimizi güçlendirmeyi hatta genç bir yaşlı olmayı mümkün kılıyor.:)

İnsan bedeni her saniye sürekli bir yapım ve yıkım içerisindedir. Her beş günde bir midemizin iç tabakası değişir. Her beş haftada bir cilt hücrelerimiz yenilenir. İskelet sistemimiz her üç ayda bir yenilenir. Böyle mükemmel bir sistemi hem bedensel hem ruhsal olarak doğru yönetememek bizi daha toksit bir hale getirir ve yapım-yıkım dengesini bozduğumuz an hastalıklar kaçınılmaz son olur.

İnsanın doğasında varoluş olarak ‘sağlıklı olma hali’ varken biz dengeleri alt üst ederek ‘hasta olma hali’ne neden geçmek isteyelim ki…

5 ELEMENT

Ayurveda da her şey denge üzerine kuruludur. 5 element yaşamımızın temel yapı taşları oluşturur. Boşluk, Hava, Ateş, Su, Toprak…

Hücre zarlarımızda ki delikler ‘boşluk’u, hücre zarı ‘toprak’ı, zarın içerisindeki enerji ‘ateş’i , hücre sıvısı ‘suyu’, hücrenin içerisinde ki bu metobolizma oluşan oksijen-karbon dioksit gibi gazlar ‘hava’yı imgeler.

DOSHA

Ayurveda’yı tam olarak anlayabilmek için her şeyde var olan üç yaşam enerjisini iyi anlamak gerekir. Bu enerjiler arasında ki denge bedende mükemmel sağlığı yaratır. Beden olarak baskın olan dosha nızı bilmek ve diğer iki doshayı dengelemek gerekiyor. Beden tipinizi bilmek için ayurveda uygulamasında uzmanlaşmış bir kişiden yardım alabilirsiniz.

Vata Dosha: Boşluk ve havadan oluşur. Vatayı yılan temsil eder. Taşıma,hareket,iletişim fizyolojimizde ki temel işlevleridir. Kuru,hafif soğuk,ince, hareketli,hızlı,sert, diğer doshalara liderlik edici ve genel olarak hastalıklara en çok yol açıcıdır. Bedende yerleşim bölgesi Kolon, kalınbağırsaklardır.

Pitta Dosha: Ateş ve bir parça sudan oluşur. Pittayı kurbağa temsil eder.Metobolizma,sindirim,dönüşüm iletişim fizyolojimizde ki temel işlevleridir. Sıcaklık,keskinlik,hafif yağlılık,asidik acılık ve bağırsaklarda boşaltıcı etkisidir. Bedende yerleşim bölgesi ince bağırsaklar ve midenin alt kısmıdır.

Kapha Dosha: Su ve topraktan oluşur. Kaphayı kuğu temsil eder. Yapı, birleştirme iletişim fizyolojimizde ki temel işlevleridir. Yağlılık,soğukluk,ağırlık,yavaşlık,yumuşaklık,parlaklık,kayganlık,sabitlik, yapışkanlık ve tatlılıktır. Bedende yerleşim bölgesi göğüs ve midenin bazı bölümleri.

Bunun dışında her doshanın 5 tane alt grubu vardır.

Vata: Prana, Udana, Samana, Apana, Vyana.

Pitta: Pachaka,Ranjaka,Sadhaka,Alochaka,Brejaka.

Kapha: Kledaka,Avalambaka,Bodhaka,Tarpaka,Shleshaka.

Detaylı incelemelerde bazı uygulamaların anadolu kültüründe de örnekleri ‘kocakarı’ ilaçları dediğimiz bir çok uygulama ile benzerlik taşımaktadır. Sağlığı kaybetmeden bilinçli yaşamak için; buhar banyosu, bitkisel yağlar ile yapılan masajlar, bedeni temizleyici,arındırıcı kürler ve beden tipine uygun beslenme ile dengelemek gerekiyor.

Daha önceki yazımda paylaştığım sabah ritüeli uygulamaları da yine ayurveda uygulamalarını içermektedir ve ben faydalarını kesinlikle görüyorum.

Yazımı, harika bir yaşam bilimi olan ayurveda ile ilgili daha fazla bilgi için Dr.M.Ender Saraç tarafından yazılmış olan bir kitap önerisi ile bitirebilirim: AYURVEDA – Sağlıklı ve Uzun Yaşamın Sırları 

Sağlığımızı kaybedince değil sağlığımızı koruyabildikçe güçlüyüz, dengeliyiz ve bütünüz.

Sabah ritüeli

Sabahları uyandığım zaman hissettiğim ağız floram hiç hoşuma gitmiyordu.

Ben hayatımda hiç sigara kullanmadım. Ama gluten,şeker ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme alışkanlıklarımız vücudumuzda  toksinlerin birikmesi için yeterli zemini hazırlıyor. Bunun yanında sigara, alkol, stres, yeterli su içmeme, aşırı yeme, yetersiz uyku, kontrolsüz ilaç kullanımı, sevmediğimiz işimiz, gereksiz insan ilişkileri gibi sıralayabileceğimiz bir çok sebebe dayalı olarak toksinlerin vücudumuzdan atılma sistemine sürekli darbe indiriyoruz.

Oysa güneşin batması ile devreye giren hormonlarımız bedenimizde bir temizlenme ve arınma süreci başlatır. Tüm gün biriktirdiğimiz toksinleri atmaya başlar ve bu tüm gece sürer.

İşte tüm gece bedenimizde biriken toksinlerin atılmasına yardımcı olabilmek için sabah uyandığımızda yapabileceğimiz harika uygulamalar var ve ben bir kısmını iki bir kısmını ise bir yıldır uyguluyorum. Sabırla sabah ritüelinize ekleyebildiğiniz takdirde sonuçlarından çok memnun kalacağınızdan emin olabilirsiniz.

Dil sıyırma-temizleme

 Tüm gece toksinlerin bedenimizden atılma sürecinde en çok toksin dilimizin üzerinde  beyaz veya sarı tabaka olarak birikir. Bu tabaka genellikle kötü kokulu ve yapışkan bir doku olarak hissedilir. Candida mantarınında çoğalmasıbir çok hastalığa davetiye çıkarıyor. Eğer siz sabah kalkıp bir şeyler içmeye veya yemeye başlarsanız dilinizde biriken tüm toksinleri tekrar bedeninize gönderiyorsunuz. Bu durumda bedeninizde istenmeyen bir durumu başlatmış oluyorsunuz.Bu bakteri tabakasını sabah kalkar kalmaz sıyırıp atmamız gerekiyor. Eğer ben zaten dişimi fırçalarken fırçanın arka tarafı ile temizliyorum diyorsanız üzgünüm işe yaramadığını söylemek zorundayım. Bu işlemi; dilin arka kısmından öne doğru tüm yüzeyi bir dil sıyırıcı ile yapmak gerekiyor. İlk başlarda öğürme durumu yaşanabilir ama zamanla alışıyorsunuz ve sonuçlarını görünce vazgeçemeyeceğiniz bir işlem oluyor. Ben şahsen metal bir tatlı kaşığını kullanıyorum. Kaşığa gelen toksinleri görünce inanamayacaksınız..

Ağızda yağ çekme

1 çorba kaşığı zeytinyağı, hindistan cevizi yağı veya susam yağı ile ağızda yağ çekilerek yapılan bu işlemde yağ ağızda 20 dakika boyunca çalkalanıyor. Başlangıçta 5 dakika ile başlayıp alıştıkça süreyi tamamlayabilirsiniz. Ben hindistan cevizi yağı kullanıyorum. Yağ ağızda çalkalanarak dişlerin arasından da geçirilerek her yere değmelidir. Sadece boğazınıza değdirmeyin. Sonrasında da tükürün, kesinlikle yutulmamalıdır.

Bu işlem ağızdaki istenmeyen bakteri,mantar ve virüsleri yok ederken, geriye sağlıklı probiyotikleri bırakır. Diş ve ağız sağlığınızın yanında kalp sağlığınıza da katkıda bulunur.

Burun yıkama

Neti-pot denilen bir aletle yapılan bu işlemi küçük porselen bir çaydanlık yardımı ile de yapabilirsiniz. Ilık su ilave ettiğiniz neti-pota deniz tuzu (ben çok azda karbonat ekliyorum) ilave ediyorsunuz. Başınızı hafifçe yana yatırıp bir burnunuzdan suyu dökerek diğer burundan dökülmesini sağlıyorsunuz. Tüm kış mevsimi boyunca oğlum da uyguluyor ve arkasından soğuk sıkım susam yağı ile burun içine masaj yapıyor. Soğukalgınlığı, sinüzit, burun tıkanıklığı yaşamıyoruz…

Ilık, limonlu su

Büyük bir bardak ılık su içerisine yarım taze limonun suyu ilave edip, oturun ve yudum yudum için. Karaciğerinizin arınmasında ve sindirim sisteminizin toksinlerden arınmasında harika bir yardımcı içecektir. Bağışıklık sisteminizi destekler.

Bu kadar detaylı yazmış olmam sizde ben sabah sabah tüm bunlarla uğraşamam duygusu yaratmış olabilir. Ama uygulamada inanın çok vaktinizi almıyor ve sonuçlarını bedeninizde hissettikçe buna değdiğini göreceksiniz.

Daha ne olsun değil mi? İyilik, sağlık…

Ne yersen O’ sun

Bu sözün doğruluğunu tartışmaya bile gerek yok sanırım.

Günümüz besin ve beslenme sistemi bizi hasta ediyor. Sonrasında da hastalıklarımızdan kurtulmak için sorunun kaynağına inip düzeltmek yerine, ilaçlar ile üzerine başka yaşamsal tehditlerde ekleyerek medikal tıbbın sistemine birer sayı olarak ya ekleniyoruz ya da eksiliyoruz.

“Eski toprak”deyiminin içini doğayla olan denge, çalışkan bir beden ve doğal gıdalar ile beslenme dolduruyor. Bizler bugün doğayla aramızda ki dengeyi ne kurabiliyoruz ne de koruyabiliyoruz.

Ayurveda 5000 yıllık bir doğal şifa sistemidir. Anadolu kültürü de ayurveda gibi eski ve köklüdür. Köklerimizi iyi tanımak ve anlamak bütünsel sağlığımız için büyük önem taşımaktadır. Mesela her iki sistemde bedenimizde başımızın serin, ayaklarımızın sıcak tutulması gerektiğini öğütler ve insanoğlu için topraklanmanın önemini vurgular.

Bugün kafamızın içi uykumuzda bile o kadar fazla düşünceler ile dolu ki serin tutmamız gereken başımız ateş topu ve bu yüzden insanlar stresli,öfkeli,şiddetli ve sevgisiz. Yaz, kış ayaklarımız ayakkabılarımızın içerisinde toprakla temasımız kesilmiş bir biçimde…

Çocukluğumdan bu yana bu konulara meraklı olmamın dışında annemin yanlış beslenme alışkanlıkları sebebi ile aramızdan ayrılması ve ağabeyimin kanser ile olan savaşını kaybetmesi beni bütünsel yaşam üzerine daha çok yönelmemi sağladı. Anne olduktan sonra ise bir yaşam tarzı haline geldi.

Beslenme konusunda yaşam felsefemiz %80’e %20 prensibi ile yürüyor diyebilirim. %80 ayurveda, ketojenik, makrobiyotik beslenme prensibine bağlı kalan %20 ise tatil,ziyaret,doğum günü vb. günlerde kontrollü serbestlik prensibine bağlı.

Ayurveda, ketojenik, makrobiyotik beslenme anlayışları için her birine ayrı bir post hazırlayacağım.

Ama hangi prensip olursa olsun evimizin mutfağı için değişmez dört ana kural mevcuttur.

  • Mevsimi dışında hiçbir gıda mutfağımıza giremez.
  • Hazırlama,pişirme araç gereçlerimiz toprak,cam, emaye, demir döküm ve çelik.
  • Pişirme tekniklerine önem veriyoruz.
  • Pakete girmiş temel gıdaları almıyoruz.

Bu bağlamda başucu kitapları olarak okuduğum üç kitabı tavsiye edebilirim.

  • Prof.Dr.Ahmet Aydın – Taş devri diyeti
  • Prof.Dr.Canan Karatay – Karatay diyeti
  • Dr.Ümit Aktaş – İlaçsız yaşam

Gerçek bir farkındalık ile beslenme konusunda gücünüz elinizde,sağlığınızda yerinizde olur.

 

 

 

Scroll To Top